İçeriğe geç

İnsan nedir, kimin ?

Mercanturizm takipçilerine merhaba! Bu yazımız “İnsan nedir, kimin” konusunu seven herkes için hazırlandı.

Bu içeriğimizle “İnsan nedir, kimin” hakkında kapsamlı bir bakış açısı sunmaya çalıştık. Mercanturizm okurlarına sevgilerle!

İnsan nedir, kimin? Üzerine İzmir’de Bir Günlük Fazla Düşünme Rehberi

Bunu da Okuyun: İnkılapçılık ilkesinin amacı nedir ?

Sabah 08:47 – Kahve, alarm ve varoluşun ilk darbeleri

İzmir’de sabahları iki tip insan var: ya “güneş var, hayat güzel” diye balkona çıkanlar ya da “beş dakika daha uyusam kimse beni bulamaz” diye yorganla bütünleşenler. Ben ikinci gruptanım. Ama ne yazık ki beynim birinci grupta yaşıyor.

Alarm çalıyor.

Telefon: “Günaydın!”

Ben: “Kime göre günaydın?”

Ve işte tam o an başlıyor: İnsan nedir, kimin? sorusu.

Daha kahvemi içmeden beynim şöyle bir sahne kuruyor:

— “İnsan nedir?”

— “Abi boşver sabah sabah felsefe yapma.”

— “Tamam da kimin bu hayat, ben niye buradayım?”

Kahveyi yudumluyorum. İzmir sabahı hafif rüzgârlı, deniz uzaktan ‘ben buradayım ama sana karışmıyorum’ havasında. Ben de aynı moddayım: varım ama sisteme dahil değilim.

İnsan nedir, kimin? sorusunun market rafındaki versiyonu

Geçen gün marketteyim. Peynir reyonu önünde 12 dakika boyunca aynı rafta bakıştım. Çünkü hayat zor, peynir seçmek daha zor.

Bir yandan iç ses:

“İnsan nedir, kimin? Eğer insan özgürse neden kaşar peyniri 3 farklı marka?”

Diğer yandan yaşlı bir amca yanıma yaklaşıyor:

— Evlat, bu iyi midir?

— Hangisi?

— Hepsi aynı gibi.

İşte o an felsefe ile gerçek hayat çarpışıyor. Çünkü evet, bazı anlarda insanın varoluşu gerçekten “kaşar peyniri hangisi?” sorusuna indirgeniyor.

Ben de dedim ki:

— Amca, hayat gibi… dışı aynı, içi biraz değişik.

Amca baktı, “gençler yine bozulmuş” bakışı attı ve gitti.

Ben kaldım. Peynir kaldı. İnsanlık kaldı.

İzmir sokaklarında yürürken gelen derin düşünceler

İzmir’de yürümek tehlikelidir. Çünkü yürürken düşünmeye başlarsın. Düşünmeye başlayınca da iş kontrolden çıkar.

Mesela Alsancak’ta yürürken bir anda şunu düşündüm:

“İnsan nedir, kimin? Bu kalabalık kime ait?”

Yanımdan geçen çiftler, kahkahalar, scooter’lar, kuryeler… herkes bir şeyin içinde ama kimse “ne yapıyorum ben?” diye sormuyor gibi.

Sonra bir kuryeye bakıyorum:

Adam 40 km hızla gidiyor, hayatı paket teslim etmek üzerine kurulu.

İç ses:

“Onun hayatı teslimat… benimki teslim olamamak.”

Sonra kendime gülüyorum. Çünkü fazla dramatik düşünüyorum.

Bir arkadaşım arıyor:

— Nerdesin?

— Yürüyüşteyim.

— Nereye?

— Hayata.

— Tamam gel çay içelim.

İşte İzmir böyle bir yer: fazla düşünsen de biri seni çaya çağırıp reset atabiliyor.

Arkadaş ortamı: Felsefenin doğal düşmanı ama en iyi sahnesi

Akşam oluyor. Klasik toplanma: 3 kişi, 2 kahkaha, 1 tane “abi çok saçma ama” cümlesi.

Masada konuşmalar:

— “Kanka hayat çok hızlı akıyor ya.”

— “Ben daha dün 18 gibiydim.”

— “İnsan nedir, kimin?” (evet, ben yine)

Arkadaşlardan biri direkt:

— Kimin olacak kardeşim, senin işte.

Bu cevap çok basit ama beynime glitch attırıyor. Çünkü gerçekten bu kadar basit mi?

Sonra biri telefonu gösteriyor:

— Bak yeni video trend olmuş.

Ben içimden:

“İnsan nedir, kimin? Trend mi? İnsanlık algoritmaya mı düştü?”

Ama dışarıdan sadece gülüyorum:

— Güzelmiş kanka.

Çünkü bazı düşünceler yüksek sesle söylenince sosyal olarak “tehlikeli kişi” sınıfına giriyorsun.

İç sesle röportaj: Ben ve ben (ve biraz daha ben)

Bazen kendi içimde üç kişi yaşıyor gibi hissediyorum:

Ben 1: “Düz yaşa, çok düşünme.”

Ben 2: “Ama insan nedir, kimin?”

Ben 3: “Abi aç mısın?”

Ve en çok üçüncüsü kazanıyor.

Gece 23:41.

Buzdolabını açıyorum.

— Ne arıyorsun?

— Cevap.

— Alt rafta yok.

— Emin misin?

Bu noktada fark ediyorum ki bazı soruların cevabı dolapta değil, ama yine de bakıyorsun.

İnsan nedir, kimin? sorusunun gece versiyonu

Gece olunca her şey büyüyor. Sessizlik büyüyor, düşünceler büyüyor, hatta çorapların bile varoluşu sorgulanabilir hale geliyor.

Yatakta yatarken:

“İnsan nedir, kimin? Eğer insan kendininse neden bu kadar başkalarının düşüncelerini taşıyor?”

Sonra telefon elime gidiyor.

Sonsuz kaydırma.

15 dakika.

30 dakika.

Bir anda sabah olmuş gibi hissediyorum.

İç ses:

— Ne yaptın?

— Hiç.

— Nasıl yani hiç?

— Scroll yaptım.

— O da bir şey mi?

— Modern hiçlik.

Ve burada komik olan şu: insan kendini bulmaya çalışırken çoğu zaman sadece daha fazla kaybediyor.

Gündelik hayatta küçük varoluş krizleri

Mesela otobüs beklerken.

Durakta 7 kişi var. Herkes kendi evreninde:

Biri müzik dinliyor, biri boşluğa bakıyor, biri telefonla kavga ediyor.

Ben:

“İnsan nedir, kimin? Bu durak kimin bekleme alanı?”

Otobüs geliyor.

Herkes bir anda yarış atına dönüyor.

Ve o an anlıyorum: insan bazen sadece yer kapma refleksi.

Ya da çamaşır makinesi sesi duyunca:

Makine: vırrrr vırrr

Ben:

“Hayat da böyle dönüyor işte…”

Sonra makine bitiyor.

Ben bitmiyorum.

İşte sorun orada.

Kendimle dalga geçme bölümü (çünkü başka çare yok)

Bazen ciddi ciddi düşünüyorum: “Ben fazla mı düşünüyorum?”

Sonra 5 dakika sonra:

“İnsan nedir, kimin?”

Kendi kendime bile tutarlı değilim.

Bir arkadaşım dedi ki:

— Sen her şeye derin anlam yüklüyorsun.

Haklı.

Çünkü ben tost yerken bile “bu ekmek neden iki parça arasında sıkışmış bir varoluş” diye düşünebiliyorum.

Ama sonra ketçap dökülüyor.

Ve tüm felsefe bitiyor.

Mini gerçek: hayat bazen sadece ketçap izidir

Evet.

O kadar.

Sonuç gibi olmayan ama devam eden bir his

İnsan nedir, kimin? sorusu belki de cevaplanması için değil, taşınması için var.

Çünkü bazen İzmir’de denize bakarken, bazen markette peynir seçerken, bazen de arkadaşlarla boş boş gülerken aynı şey oluyor:

Bir an duruyorsun.

Ve diyorsun ki:

“Ben buradayım.”

Ama hemen ardından başka bir ses:

“Evet ama neden?”

İşte o “neden” bazen kahkaha oluyor, bazen sessizlik, bazen de sadece ertesi gün alınacak bir kahve.

Ve hayat garip bir şekilde devam ediyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort bonus veren siteler
Sitemap
vdcasino