Bilimsel Bilginin Öznelliği Nedir?
İzmir’de, sabah kahvesini içerken, akşam saatlerinde arkadaşlarla buluşmak üzere plan yaparken, bazen içimde bir düşünce belirir: “Bu kadar bilgi, bu kadar teori ve olgu var. Peki, bu bilimsel bilgi gerçekten objektif mi, yoksa bir şekilde öznel mi?” İşte, bilimsel bilginin öznelliği nedir? sorusuyla bu yazıyı başlatıyorum. Ama merak etmeyin, size uzun ve karmaşık cümlelerle daldırmak niyetinde değilim. Çünkü, bir konu ne kadar derin olursa olsun, biraz mizah her şeyin üstesinden gelir, değil mi?
Bilimle uğraşan bir insan olarak (ya da sadece ‘çok fazla düşündüğü’ için her konuda fikir sahibi olmaya çalışan biri olarak), bazen bazı teoriler beni düşündürür. Ama bu yazı, hem işin içinde espriyi barındırarak hem de gerçekten düşündürerek ilerleyecek.
1. Objektiflik Mi? Öznel Bakış Açıları Mı?
“Yani… bilimsel bilgi, herkes için aynı şeyi mi ifade eder?” diye sorarsanız, durun, hemen anlatayım. Hadi, gelin birlikte bakalım. Yıllarca okuduğum, düşündüğüm ve tartıştığım konulardan bir tanesi de şu: Bilimsel bilgi, gerçekten öznellikten arınmış mıdır? Çünkü çoğu zaman, bilimsel bilginin kesin ve mutlak olduğunu kabul ederiz. Ama bir dakika! Kimin bakış açısına göre bu bilgi objektif?
Mesela, geçen gün arkadaşım Ahmet ile buluştuk. Ahmet, bana sürekli “Şu konu hakkında ne düşünüyorsun?” diye sorar. Ancak en son bir şeye dair konuşurken, “Hep aynı şeyi söylüyorsun ya! Herkesin gördüğü bir şeyi de mi görüyorsun?!” diye takıldım. O an aklıma geldi: “Evet, bazen herkesin kabul ettiği bir şey, aslında bir bakış açısının sonucudur!”
Bir konuda çok derinlemesine konuşurken, bilimsel bilgilerin bazen o kadar öznellik barındırdığını fark ediyorum ki… Bir fizik kitabında yazanlar, kimisi için gayet kesin bilgi olabilirken, diğerleri için “Bunu da kimse ispatlamadı ki!” diye geçiştirilebilir. Hangi açıdan bakıldığına göre değişen bir bilgi yumağına dönüşebiliyor.
2. Bilimsel Bilgi ve İnsan Faktörü: Düşün, Düşün, Düşün…
Bir kere kabul etmemiz gerekiyor ki, bilimsel bilgi bir şekilde biz insanlara ait bir şeydir ve bizler, doğal olarak, subjektif bir bakış açısıyla dünyayı görürüz. Gerçekten de, her bir bilimsel keşif, o keşfi yapan kişinin dünyaya nasıl baktığına, hangi kültürden geldiğine ve hangi gözlükle gördüğüne bağlı olarak şekillenir.
Şimdi, biraz hafifleyelim, ama olayı daha iyi kavrayalım: Diyelim ki bir sabah kalktınız ve büyük bir kahve içmeye karar verdiniz. O kadar kahve içtiniz ki, kahve artık sizin için bir yaşam tarzı haline geldi. “Artık her sabah 5 kahve içmek zorundayım” diye düşünürken, bir bilimsel makale okudunuz ve kahvenin aşırı tüketilmesinin sağlığa zarar verdiğini öğrendiniz. Ama iç sesiniz şöyle dedi: “Evet, bu araştırma önemli, ama ben farklıyım, kahve bana iyi gelir!” Çünkü kahvenin sizin için anlamı başka. Bu durumda, bilimsel bilgi size hala farklı geliyor, değil mi?
Bu da gösteriyor ki, bilimsel bilgi, kişisel deneyimlerinize, geçmişinize ve dünyaya bakış açınıza göre şekilleniyor. Belki bir biyolog, kanser tedavisinin bu ilacı nasıl iyileştirdiğini size objektif bir şekilde anlatacaktır. Ama birisi, bu tedaviyi hayatının her anında kullanmıyorsa, belki de bu bilgiye objektif yaklaşamayacaktır.
3. Bilimsel Bilgi ve Çeşitli Perspektifler
Bir gün bir arkadaşımın evinde yemek yedim. Tüm gece boyunca, “Evet, ama işin bilimsel kısmı şudur” dediğimde, gülerek bana, “Senin kafan ne kadar karışık! Bilimsel bir şey söylesem, başka bir görüş de söylersin!” dedi. Haklıydı tabii. Çünkü bilimsel bilgi, bir bakıma, bakış açısına göre değişiyor. Bu da bilimsel bilginin öznelliği nedir? sorusunun altını çizen önemli bir nokta.
Örneğin, psikolojinin bazı teorileri çok farklı yorumlarla karşımıza çıkabiliyor. Bir psikolog, bir durumu ele alırken tamamen rasyonel bir yaklaşım sergileyebilirken, bir başka psikolog, aynı durumu farklı bir kültürel bağlamda yorumlayabilir. Hangi birinin haklı olduğunu söylemek, bilimsel verilerle bile bazen mümkün olmuyor. Çünkü her bir bilim insanı, bakış açısını ve varsayımlarını hesaba katarak, olayları farklı şekilde anlayabiliyor. Olaylar, sanki bir çerçevenin içinden bakılacak bir resim gibi.
4. Bilimsel Bilgi: Rasyonellik ve Öznel Algı Arasında
Şimdi şöyle bir düşünelim: Bilimsel bilgiye baktığımızda, gerçekten rasyonel bir şey mi görüyoruz? Yoksa bu, hepimizin algıladığı bir şeyin sonucu mu? Benim gibi her şeye derinlemesine bakmayı seven bir insan için, bazı günler gerçekten bu soruyu sormak fazlasıyla kafayı karıştırıcı olabiliyor.
Geçenlerde bir arkadaşımın evinde, sürekli “Bak, bilimsel veriler diyor ki…” diyordum. O da bana, “Senin de her şeyin bir araştırma gibi! Bir de bunu sorgulamadan kabul etsen!” dedi. İyi ki dedi, çünkü gerçekten ben de çoğu zaman her şeyi sorguluyorum.
Bana sorarsanız, bilimsel bilginin öznelliği nedir? sorusunun cevabı, bazen verileri bir araya getirme şeklimizde gizlidir. Gelişen teknolojilerle birlikte artık veriye çok rahat ulaşabiliyoruz, ama yine de bakış açımızı ve inançlarımızı ne kadar etkili şekilde sorguluyoruz? Asıl mesele de bu.
5. Bilimsel Bilgiyi Nasıl Kabul Ediyoruz?
Bir bilimsel bulguyu kabul etmek, bazen kişisel algılarımızın bir sonucudur. Hani, diyorum ya, bilimsel bilgi objektif diye düşünmemize rağmen, aslında her şey, bizlerin önceden kabul ettiği düşünceleri üzerine inşa ediliyor. Bu yüzden bazen birisi, “Gerçekten de doğru, öyle mi?” diye sorgulamadan kabul ederken, bir başkası “Hımmm, ama bu konuda başka bir araştırma da vardı, bak!” diyebiliyor.
Bazen, bilgi sadece bize ait bir perspektif gibi şekillenir. Bir insanın “Evet, her şey matematiksel kesinlikte!” dediği bir şey, bir başkası için “Bu teorinin %50’si, bana göre hala belirsiz!” olabilir. Ve işte burada, bilimsel bilginin öznelliği devreye girer.
Sonuç Olarak: Bilimsel Bilgi Bir Deneyimdir
Sonuçta, bilimsel bilginin öznelliği nedir? sorusu aslında büyük ölçüde bizlerin ona nasıl yaklaşmamız gerektiğiyle ilgilidir. Bilimsel veriler bizlere her zaman en doğru sonucu veremeyebilir. Ama bu, gerçekliği ve gerçeği sorgulamamızı engellememeli. Bilimsel bilgi, bize çok şey öğretir, ama bazen öğrenilenlerin ne kadar “doğru” olduğuna kendimiz karar veririz.
Her zaman dediğim gibi, hayat fazla ciddiye alınacak bir şey değil. Biraz eğlenmek, biraz dalga geçmek, bazen de her şeyi fazla düşünmek gerekir. Çünkü her şeyin “kesin” olduğu bir dünyada, mizah ve düşünce daima özneldir, ve belki de bu, hayatı bu kadar ilginç kılar.